Anayasa ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile hukuk devleti ilkesinin doğal bir sonucu olarak alacaklı bir kimse, borcun tahsili amacıyla, doğrudan doğruya icra işlemlerine girişemez. Alacaklının hukuki menfaatinin korunması ve bu esnada borçlu kimsenin de haklarının ihlal edilmemesi için alacaklı kimsenin, alacağını tahsil amacıyla kamu gücünden yararlanması gerekmektedir. Başka bir ifade ile borcun cebren tahsili için kanun ile bu konuda yetkilendirilmiş cebri icra organlarına başvurulması gerekmektedir.

Bir borcun cebren tahsili aşamasında genel icra hukuku usul ve esasları uygulanır. Gerek cebri icra organlarının yapısı gerek ise borcun takip ve tahsil usulü 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile düzenlenmiştir. Ancak takip ve tahsili istenilen borç, “amme alacağı” ise karşımıza 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun çıkmaktadır.


6183 Sayılı Kanuna Göre Amme Alacağı Terimi

Kamu alacağı, devletin (ya da kamu otoritelerinin) kamu hizmetlerinin finansmanı amacıyla kamu gücünü kullanarak idari işlemlerle sağladığı kamu gelirleri olarak tanımlanmaktadır. Bir tarafın kamu gücüne haiz olduğu ve kamu hukuku kaynaklı alacaklar (idarenin özel hukuk kaynaklı alacakları hariç) geniş yorum ile kamu alacağı olarak tanımlanabilir. Ancak geniş yorum ile tanımlanan her kamu alacağı, 6183 sayılı Kanun’a tabi olmayacaktır.

Kanun dar yorum ile amme alacağı terimini yalnızca 6183 sayılı Kanun’a tabi olan alacaklar için kullanmıştır. Nitekim bu husus kanunun şümulüne ilişkin ilk maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; devlete, vilayet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi fer’i amme alacakları ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları (aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar hariç) ile bunların takip masrafları amme alacağı olarak sayılacak ve 6183 sayılı Kanun’da belirlenen takip ve tahsil usul ve esaslarına tabi olacaktır. Görüldüğü üzere kanun, bir alacak kamu hukukuna dayanıyor olsa dahi kanunda sayılan şartları taşımıyor ise 6183 sayılı Kanun kapsamında amme alacağı için öngörülen takip ve tahsil usulüne tabi olmayacaktır.


6183 Sayılı Kanun Uyarınca Re’sen İcra Yetkisini Haiz Mercii

Kamu alacakları, kamu hizmetlerini finanse ettiği ve kamu yararına ilişkin olduğu için doğası gereği ayrıcalıklı bir konumdadır. Bu durumun sonucu olarak kamu alacaklarının tahsilinde özel ve etkili usullere gereksinim duyulmaktadır. Nitekim 6183 sayılı Kanun, lafzı ve ruhu ile bu amaca hizmet etmektedir. Bu nedenle kamu icra hukuku bütün olarak genel icra hukukunda farklılaşmıştır. 6183 sayılı Kanun’da boşluk bulunması halinde dahi 2004 sayılı Kanun kendiliğinden uygulanmaz ancak açıkça atıf yapılması halinde genel icra hukukuna başvurulabilir.

6183 sayılı Kanun ile amme alacaklarının takip ve tahsilinde İcra ve İflas Kanunu’ndan farklı usuller düzenlenmiştir. Birçok farklılığın yanı sıra, re’sen icra yetkisi amme alacaklısına birçok hak tanımaktadır. Amme alacaklısının, alacağı kararları başka bir aracı güce/cebri icra organlarına başvurmadan kendiliğinden icra edebilmesine imkân tanıyan bu yetki ile amme alacaklarının tahsili hızlanmaktadır. Re’sen icra yetkisi sonucunda, devletin, vilayet hususi idarelerinin ve belediyelerin tahsil daireleri, amme alacağının tahsili için takibata yetkili kılınmıştır.


Ödenmeyen Sosyal Güvenlik Kurumu Primlerinin Takip ve Tahsil Usulünde Uygulanacak Kanunun Belirlenmesi

Sosyal Güvenlik Kurumu Alacaklarının 6183 Sayılı Kanun Karşısındaki Durumu:

Yukarıda da bahsedildiği üzere, geniş yorum ile kamu alacağı, bir tarafın kamu tüzel kişiliğine haiz olduğu ve kamu hukuku kaynaklı alacaklar olarak tanımlanabilecek iken 6183 sayılı Kanun’un takip ve tahsil usul ve esaslarına tabi olabilmek için kanunun belirlediği kapsamda yer alması gerekmektedir. 

Sosyal Güvenlik Kurumu (“SGK”) idarî ve malî açıdan özerk bir kamu tüzel kişisidir. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre (ekli IV sayılı cetvel) ayrı bir bütçesi olan kamu tüzel kişiliğe haiz SGK 6183 sayılı Kanun’un ilk maddesindeki sayılanlar arasında (devlet, vilayet hususi idareleri ve belediyeler) değildir. Bu durumda, SGK’ın kamu hukuku kaynaklı alacaklarının 6183 sayılı Kanun uyarınca takip ve tahsili mümkün değildir. Bu durumun doğal bir sonucu olarak SGK’nın re’sen icra yetkisi de bulunmadığından, kamu alacakları için dahi genel icra hukukuna hükümlerine tabi olması gerekmektedir.

Diğer taraftan prim yükümlüsü, primlerin ödenmesi ya da ödenmeyen primlerden kimlerin sorumlu olduğu hususu da dahil olmak üzere sosyal sigortaların işleyişi ile ilgili usul ve esaslar 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu tarafından belirlenmiştir. 5510 sayılı Kanun’un “primlerin ödenmesi” başlıklı 88’nci maddesi ile 6183 sayılı Kanun’a açıkça atıf yapılmıştır. Buna göre, SGK’nın süresi içinde ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının tahsilinde, 6183 sayılı Kanunun 51’inci, 102’nci ve 106’ncı maddeleri hariç, diğer maddeleri uygulanır. Bu düzenleme ile SGK’nın ödenmeyen prim ve diğer alacaklarının bahsi geçen üç madde dışında 6183 sayılı Kanun’da öngörülen tahsil ve takip usulüne tabi olduğu belirtilmiştir. Ayrıca aynı maddenin devamında, SGK’nın alacaklarını tahsil aşamasında, (6183 sayılı Kanunun uygulanmasında) Maliye Bakanlığı ile diğer kamu kurum ve kuruluşları ve mercilere verilen yetkileri kullanacağı belirtilmiştir. Bu durumda SGK’nın da re’sen icra yetkisini haiz olduğu açıktır.


Ödenmeyen Primlerin Cebren Tahsili Aşamasında Uyulması Gereken Usul

Yukarıda bahsedildiği üzere, 5510 sayılı Kanun’da yer alan açık hüküm nedeniyle, ödenmeyen SGK primleri 6183 sayılı Kanun’a göre takip ve tahsil edilecektir. Bu durumda, SGK ödeme emri düzenlenmesi ya da haciz varakası düzenlenmesi gibi idari işlemleri gerçekleştirebilecek, düzenlenen bu ödeme emirleri 6183 sayılı Kanun’a göre (atıf nedeniyle 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na göre) tebliğ edilecektir.

5510 sayılı Kanun’un 88’nci maddesinde, “…sigorta primleri ve diğer alacakları haklı bir sebep olmaksızın bu Kanunda belirtilen sürelerde ödenmez ise kamu idarelerinin tahakkuk ve tediye ile görevli kamu görevlileri, tüzel kişiliği haiz diğer işverenlerin şirket yönetim kurulu üyeleri de dahil olmak üzere üst düzeydeki yönetici veya yetkilileri ile kanuni temsilcileri Kuruma karşı işverenleri ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.” ifadeleri ile ödenmeyen SGK primlerden -önceki kanundan farklı olarak- yönetim kurulu üyeleri de sorumlu tutulmuştur. Bu hüküm, amme alacağından kimlerin sorumlu tutulduğu, başka bir ifade ile SGK’nın kimlere karşı takip başlatılabileceğine ilişkindir. Takip ve tahsilin hangi usulde gerçekleşeceği ise 6183 sayılı Kanun’a göre belirlenecektir.

Uygulamada sıklıkla, idarenin, ödenmeyen SGK primleri nedeniyle, herhangi bir sıralama gözetmeksizin doğrudan müdürlere ya da yönetim kurulu üyelerine ödeme emri gönderdiği görülmektedir. Oysaki yukarıda da açıklandığı üzere amme alacağından kimlerin sorumlu tutulduğu ile sorumlulara karşı yapılacak takip ve tahsil usulü farklı kanunlarda düzenlenmiştir.

5510 sayılı Kanuna göre ödenmeyen SGK primlerinden sorumlu tutulabilmek için ilk olarak kişinin maddede sayılan sıfatlardan birisine haiz olması gerekmektedir. Ayrıca, söz konusu primlerin ödenmemesinde haklı bir nedeninin bulunmaması gerekmektedir.

Ödenmeyen SGK primlerinden dolayı bir kimseye yapılacak takip ve tahsilin usulünde ise 6183 sayılı Kanun’un belirlediği usul ve esaslar dikkate alınmalıdır. Bu durumda, anılan Kanun’un 35’nci maddesi ile mükerrer 35’nci maddesi önem kazanmaktadır. Buna göre, 5510 sayılı Kanun’a göre ödenmeyen SGK primlerinden sorumlu olan bir kimseye karşı takip ve tahsil yapılamadan önce,amme alacağının tahsil için ilk olarak şirkete karşı takip yapılması gerekmektedir.

Anonim şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan SGK primleri öncelikle kanuni temsilcinin şahsi mal varlığından tahsil edilmelidir. Kanuni temsilciden de tahsil edilemeyen ödenmeyen SGK primleri için 5510 sayılı Kanun uyarınca anonim şirket yönetim kurulu üyelerine karşı takip başlatılabilir.

Limited şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan SGK primleri öncelikle kanuni temsilci ve/veya şirket ortaklarının şahsi mal varlığından tahsil edilmelidir. Tahsil gerçekleşmediği takdirde, ödenmeyen SGK primleri için 5510 sayılı Kanun uyarınca üst düzey yönetici ya da yetkili olan kimseye karşı takip yapılabilir.


Sonuç

Sonuç olarak belirtmek gerekir ise, ödenmeyen SGK primleri nedeniyle sorumlu tutulacak kimseler 5510 sayılı Kanun ile belirlenmiş ise de gerçekleştirilecek olan takip ve tahsil 6183 sayılı Kanun’a tabi olacaktır. Bu nedenle sorumlulara karşı yapılacak takibat esnasında, 6183 sayılı Kanun’un 35 ve mükerrer 35’nci maddelerinde öngörülen sıralamaya uyulması gerekmektedir.