Koronavirüsün sebep olduğu COVID-19 hastalığı, 2019 Aralık ayından bu yana, dünyayı etkisi altına almış durumda. Worldometers verilerine göre COVID-19 nedeniyle hayatını kaybettiği tespit edilenlerin sayısı 3 milyonu geçti. Virüse karşı etkili olduğu yetkili kurumlar tarafından onaylanan aşıların dağıtım süreci 5 ay önce başladı. Birçok ülke aşılama çalışmalarına hızla devam ediyor.

Alınan tüm önlemlere, devam eden aşılama süreçlerine karşın COVID-19 salgını devam ediyor. Salgına ilişkin olarak geçen yıl Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından “pandemi” ilan edilmişti. Birçok insanın hayatına mal olan bu yeni ve sarsıcı durum, aynı zamanda yaşamın her alanını da etkiledi. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin ekonomilerinde önemli kayıplar oluştu. Tedarik zincirinde bozulmalara neden olan salgın, finansal piyasaları da sarstı. Bu süreçte her ülkede farklı farklı önlemler alındı. Ancak maske takmak, sosyal mesafeye özen göstermek ve belirli saatlerde sokağa çıkma kısıtlamaları birçok ülkede alınan tedbirlerin başındaydı.

Peki alınan tedbirlere ilişkin hukuki zeminin oluşturulmasında ne gibi çalışmalar yapıldı? Önlemlere uymayanlar ne gibi yaptırımlarla karşılaştı? Bu yaptırımlar hukuka uygun olarak mı tatbik edildi?


I. GİRİŞ

COVID-19 salgınına karşı birçok ülke farklı tedbirler aldı. Çin’in aldığı tedbirler hakkında net bilgiler olmasa da çok katı uygulamaların olduğu biliyoruz. İsveç, sıkı tedbirler uygulamaktan kaçındı. İngiltere “sürü bağışıklığı” uygulanacağını açıkladıktan üç gün sonra bu yöntemden vazgeçtiğini duyurdu. Amerika’da “maske takma tedbirine” ve hatta zaman zaman “COVID-19”a karşı protesto yürüyüşleri düzenlendi. Türkiye’de ise farklı farklı tedbirler uygulansa da temelde “maske takma” “sosyal mesafe kuralı” ve “sokağa çıkma kısıtlamaları” uygulandı.

Tüm süreçler esnasında, bu tedbirlerin uygulanabilmesi için yasal zemin bulunmakta mıydı? Örneğin Almanya’da “Bulaşıcı Hastalıklar Kanunu” mevcut olmasına karşın bu süreçte, bu kanun başta olmak üzere 10 kanunda değişiklik yapıldı. Fransa da çok sayıda kanuni değişiklik yapan ülkelerden birisi oldu. Birçok Avrupa ülkesi, kanuni düzenlemeleri, alınacak tedbirlere uygun hale getirmek için çalışmalar yaptı. Değişiklikleri yalnızca hukuki metinler halinde ilan etmedi, herkes için anlaşılır olacak şekilde basit ve sade dille anlatacak metinler, videolar ve reklamlar yayımladı. Türkiye’de ise salt pandemi tedbirlerine ilişkin bir kanuni değişikliğe gidilmedi. Ancak çeşitli önlemler alındı ve gerek karasal yayın aracılığyla gerek ise Resmi Gazete ile ilan edildi.

Peki ülkemizde, Covid-19 salgınına karşı alınan tedbirlerin yasal zemini var mıdır? Önlemlere uymayanlara uygulanan idari para cezaları hukuka uygun mudur?

Bu yazıda bu konu irdelenecektir.


II. TEDBİRLERE UYMAYANLARA İLİŞKİN YAPTIRIMLAR HUKUKİ DAYANAKLARI

Tedbirlere uymayanlara ilişkin yaptırımlardan bahsederken üzerinde durulacak tedbirler, “maske takma yükümlülüğü”, “sosyal mesafe kuralı” ve “sokağa çıkma kısıtlamaları” olacaktır. Öncelikle belirtmek gerekir ki söz konusu salgına karşı, her üç önlemde son derece gereklidir. Özellikle kapalı ortamlarda maske takılması, toplum içinde virüsün yayılımını azaltacak şekilde sosyal mesafe kurallarına uyulması ve belirli zamanlarda sokağa çıkma kısıtlaması ile yoğunluğun azaltılması son derece işlevsel metotlardır. Ancak bu yazıda, söz konusu metotların işe yararlığı değil söz konusu tedbirlere uymadıkları iddia edilenlere kesilen idari para cezalarının hukuki geçerliliği irdelenmektedir. Aksi halde, bahsi geçen tedbirlere uymak herkesin özenle yerine getirmesi gereken bir sorumluluktur.

Medyada yer alan bilgilere göre alınan tedbirlere uymayanlara karşı uygulanan yaptırımlar farklılık göstermektedir. İdari yaptırım kararının düzenlenmesi, ilgili kimselere tebliği, cezanın miktarı ve cezanın gerekçesi hakkında değişik uygulamalar söz konusudur. Medyada, “maske takmama cezası” olarak yer verilen idari para cezaları ile sosyal mesafe kuralının ihlal edilmesi nedeniyle kesilen cezalar ağırlıktadır. Kesilen idari para cezasına karşı, tebliğden itibaren 15 gün içerisinde sulh ceza hakimliğine itiraz edilebilmektedir.

Bu doğrultuda, maske takmadığı gerekçesiyle kolluk kuvvetleri tarafından kesilen idari para cezasına yapılan bir itiraz kabul görmüş ve yetkili sulh ceza hakimliği, idari para cezasını kaldırmıştır. Bu karara karşı yapılan kanun yararına bozma talebi neticesinde, söz konusu karar Yargıtay tarafından değerlendirilmiştir. Bahsi geçen Yargıtay kararında, maske takmama cezasının hukuki dayanağı detaylıca irdelenmiştir.


III. YAPTIRIMLARIN HUKUKİ DAYANAKLARI

Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin 14.12.2020 tarih, 2020/5700 E. ve 2020/19579 ve 19580 K. sayılı kararlarında, “maske takmama yükümlülüğü”nün hukuki dayanağı ve bu yükümlülüğe uymamanın cezasının hukuki dayanağı analiz edilmiştir.

Kararda, toplum sağlığının korunması ile bulaşıcı ve salgın hastalıklarla mücadelede, bu amaçla hazırlanıp 06.05.1930 tarihinde yürürlüğe giren 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun, (“Hıfzıssıhha Kanunu”) esas alınması gerektiği belirtilmiştir. Kararda, Hıfzıssıhha Kanunu’nun 28, 57, 64, 72, 282, ve 294’üncü maddeleri değerlendirilmiştir.

Buna göre,

-1593 sayılı Kanun’un 57’nci maddesinde, ülke genelinde görüldüğünde ihbar edilmesi zorunlu salgın ve bulaşıcı hastalıkların tek tek sayıldığı ve “covid-19 salgını”nın bulunmadığı,

– Hıfzıssıhha Kanunu’nun 64. maddesinde, 57. maddede sayılanlar dışında (başkaca) bir salgın veya bulaşıcı hastalık baş göstermesi halinde, bu hastalığın da salgın ve bulaşıcı bir hastalık olarak ilan edilmesi ve bu hastalığa karşı, yine aynı Kanun’da açıkça yazılı tedbirlerin alınması hususunda Sağlık Bakanlığının yetkili olduğunun belirtildiği,

-72’nci maddesinde, salgın ve bulaşıcı hastalıklardan birinin görülmesi veya şüphelenilmesi halinde uygulanabilecek tedbirlerin yine sınırlı sayıda sayıldığı ve maske takma yükümlülüğünün ihlaline nedeniyle uygulanacak bir yaptırım bulunmadığı,

Bu nedenlerle, 282’nci maddesinde Hıfzıssıhha Kanunu’nda yasaklara aykırı hareket edenlere uygulanacak cezaların, maske takma yükümlülüğü konusunda uygulanamayacağı belirtilmiştir.

Diğer taraftan,

-1593 sayılı Kanun’un 27’nci maddesi kapsamında, Valinin (veya valiye bilvekale İl Sağlık Müdürünün) başkanlığında toplanan ve yasal bir heyet olan il umumi hıfzıssıhha meclisleri, il genelinde genel sağlığı tehdit eden sakıncaların giderilmesi amacıyla gerek kamunun gerekse gerçek ve tüzel kişilerin salgınla mücadelede uyması gereken tedbirleri almaya yetkili olduğu,

-Hıfzıssıhha Kanunu’nda, İl Umumi Hıfzıssıhha Meclislerinin genel sağlığı tehdit eden sakıncaları gidermek için alabilecekleri tedbirlerin; Kanun’un 72. maddesinde sınırlı sayıda yazılı tedbir türleriyle sınırlı olmadığı, ancak alınacak tedbirlerin Kanun’da yazılı çerçevede genel sağılığı tehdit eden sakıncaları gidermek maksadıyla tesis edilebileceği,

-Bu nedenle Kanun’un 28. maddesi kapsamında, il umumi hıfzıssıhha meclisleri tarafından alınan bu kararların illerde icra edilmesi görevinin ise illerde Valilere verildiği,

-Valilerin, 1593 sayılı Kanun’un 28. maddesi ile kendilerine verilen icra görevini yerine getirmek ve bulaşıcı ve salgın hastalıkla mücadelede etmek amacıyla il umumi hıfzıssıhha meclisleri tarafından alınan tedbirleri ve bu tedbirlere uyulmaması halinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesinin uygulanacağı,

-5442 sayılı Kanun’un 66/1. maddesinde Valilerce kanunların verdiği yetkiye istinaden çıkarılan emirlere riayet etmeyenler hakkında 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi gereği idari para cezası uygulanacağı,

sonuç olarak, maske takmayanlar hakkında 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi kapsamında “emre aykırı davranış” nedeniyle idari yaptırım uygulanmasında hukuka aykırılığın bulunmadığı belirtilmiştir.

Özetle, Yargıtay maske takmayanlara idari para cezasının verilebileceğini, ancak bu cezanın 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca kesilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Karara katılmak mümkün değildir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesinin 2’nci fıkrasında, “Bu madde, ancak ilgili kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde uygulanabilir.” ifadesi yer almaktadır.  Kabahatler Kanunu’nda “maske takma yükümlülüğü” diye bir zorunluluktan ya da “maske takma tedbirini ihlal” cezası diye bir yaptırımdan söz edilmemektedir.

Nitekim, kararın muhalefet şerhinde de “kanuni dayanağının bulunmaması sebebiyle maske takma mecburiyetini ihlalden dolayı hiçbir makam veya mercii tarafından idari para cezası verilemeyeceği” ifade edilmiş ve 1930 tarihli Hıfzıssıhha Kanunu’nun yerine günümüze uygun düzenlemelerin getirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.


IV. KARARIN MUHALEFET ŞERHİ

Kararın muhalefet şerhinde, maske takma mecburiyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle idari para cezası kesilmesi için gerekli kanuni dayanak ve hukuki alt yapı bulunmadığı belirtilmiş ve maske takmama bir kabahat olarak nitelendirilemeyeceği ve bu nedenle de ihlali halinde idari para cezasına hükmedilemeyeceği ifade edilmiştir. Diğer taraftan, salgın hastalıktan kaynaklanan tedbirlerin ihlali halinde, idari para cezalarının herkese yeknesak şekilde uygulanmadığı söylenmiştir.

Karşı oy yazısında, olağan dönemlerde temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması sisteminin Anayasamızın 13. maddesinde belirlendiği ve buna göre sınırlandırmanın kanun ile yapılmasını gerektiği açıklanmıştır. Daha sonra yazıda, Avrupa Birliğine üye ülkelerde mukayeseli hukuk açısından pandemi ile mücadelenin hukuki boyutları ve sahadaki uygulamaları değerlendirilmiştir. Son olarak ise Fransa’daki mevzuat ve uygulamalar anlatılmış ve ülkemizde pozitif hukuka göre maske takma yükümlülüğü, sosyal mesafe kuralı ve/veya sokağa çıkma kısıtlamalarını ihlal (covid-19 testi pozitif olanlar hariç) eden kimselere kesilen cezaların hukuka aykırı olduğunu söylenmiştir.


V. SONUÇ

Sonuç olarak, Yargıtay kararı uyarınca, covid-19 tedbirlerine uymayanlara 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesi gereğince ceza kesilebilmektedir. Ancak söz konusu kararın muhalefet şerhinde yer alan argümanların oldukça güçlü yanlarının olduğu unutulmamalıdır.